YAŞLILIK DÖNEMİ DEPRESYONUNUN OLUMSUZ ETKİLERİ

Artık genç yahut orta yaşlı sayılamayacağımız yaşlara geldiğimiz yaşlılık dönemi gerek psikolojik gerekse fiziksel ve sosyal açıdan insanın birçok değişim yaşadığı, başka bir deyişle başkalaştığı, bir dönemdir. Gençlik çağında sahip olunan fiziksel görünümün ve kondisyonun artık var olmaması, çeşitli ağrıların ve hastalıkların deneyimlenmesi, akranların sık duyulan ölüm haberleri yahut bir eşin kaybı, yalnızlık ve ölüme git gide daha da yakın olmanın getirdiği hisler bu dönemde yaşanılan değişimlerin en bilinenleri arasında bulunmaktadır. Yazının ilerleyen bölümlerinde bizler de, içerisinde daha bir çok bileşenin bulunduğu bu değişimlerin, bireylerin psikolojileri üzerinde en sık görülen negatif etkilerinden bir tanesi olan depresyonu, etkilerini ve bunun tekrarlamasını önlemek adına uygulanması gereken tedavileri tartışıyor olacağız.

Yaşlı bireyler arasında, özellikle sağlık problemlerinden dolayı bir başka kişinin yardımına ihtiyaç duyan ve bakım evlerinde kalanlarda, majör depresyon prevalansı (görülme sıklığı) oldukça yüksek seyretmektedir, ve depresyonun bu bireylerin sağlık durumları üzerinde ciddi derecede olumsuz etkileri vardır. Örneğin, yapılan bir araştırma sonucunda depresyonun, kardiyovasküler rahatsızlığa sahip olan hastalarda deneyimlenen bir kalp krizinden sonraki altı ay içerisinde ölüm riskini beş kat artırdığı görülmüştür. Başka bir gözlem sonucunda ise bakım evinde kalan yaşlı bireylerde majör depresif bozukluğun önceki yıla kıyasla ölüm olasılığını %59 gibi büyük bir oranda artırdığı ifade edilmiştir. Bunlara ek olarak, bir takım tıbbi sonuç araştırmalarına göre yaşlı insanlar üzerinde depresyonun koroner arter hastalığı (kalbi besleyen koroner damarların daralması ve/veya tıkanması sonucu kalp kasının beslenmesinin bozulmasından kaynaklanan durum) kadar zayıflatıcı ve güçten düşürücü etkisi olduğu bilgisine ulaşılmıştır.

Yaşlılık döneminde yaşanılan depresyon genellikle nüksedici ve kronik seyirlidir, depresyon yaşayan bireyler üzerinde yapılmış olan geniş çaplı bir gözlemsel araştırma sonucunda çalışmaya katılan kişilerde %85 oranında depresyonun yeniden ortaya çıktığı görülmüş ve nüks yaşayan hastaların büyük bir çoğunluğunun bunu iki yıl içerisinde deneyimlediği belirtilmiştir. Ayrıca tekrarlayan depresyon ve depresyon ile eş zamanlı deneyimlenen diğer yıpratıcı faktörlerin, kronik uykusuzluk ve sevilen yakınların kaybı gibi, bireylerin mevcut kronik rahatsızlıklarının nüksetmesine katkı sağlayabileceğinin altı çizilmiştir.

Tüm bu sebepler göz önüne alındığında depresyonun yaşlı bireyler üzerinde ne derece etkili olduğu ve tedavi edilip önüne geçilmez, önlem alınmaz ise son derece ciddi negatif sonuçlar doğurabileceği anlaşılmaktadır, fakat literatüre göre, çeşitli faktörler dolayısıyla, yaşlılık döneminde ortaya çıkan depresyonu engellemek için birkaç olası yaklaşım dışında uygulanan birincil önlemler açısından yeterli deneysel veri bulunmamaktadır. Yani yaşlı bireylerde depresyonun ilk ortaya çıkışı, önleyici olabilecek bazı yaklaşımların uygulanması dışında tam olarak engellenememekte ancak ilerleyen dönemlerde tekrar etmesini önleyici önlemler ve tedaviler uygulanabilmektedir. Yaşlı bireylerde depresyonu birincil açıdan önlemek için alınabilecek bazı olası önlemlere örnek olarak, kronik uykusuzluğun tedavisi, tıbbi hastalıklara yahut bir engele sahip yaşlı bireyler için problem çözme odaklı terapiler ve yakın zamanda kayıp yaşamış kişiler için sosyal ritim terapileri, gösterilebilir. Var olan depresif epizodları ve tekrarlarını önlemek ve tedavi etmek amacıyla en sık başvurulan yöntemler ise farmakoterapi ( ilaç tedavisi) ve psikoterapidir. Bu yöntemlerdeki temel husus ise, bu alanda uzmanlaşmış profesyonellerin kendilerine başvuran her bir hastaya göre, onların verim alabileceği